Hoşgeldiniz  

Cem Şahin’den “Çeteciliğin Soykütüğü”

İkrar-HA1 | 31 Ekim 2022 | Dünya, Genel, Güncel Haberler, Kültür Sanat, Manşet, Politika, Son Dakika A- A+

Cem Şahin’den “Çeteciliğin Soykütüğü”

İKRAR – Cem Şahin kaleminden İKRAR için özel hazırlanan “Çeteciliğin Soykütüğü” başlıklı yazı dizisi…

 

ÇETECİLİĞİN SOYKÜTÜĞÜ

Çetecilik tarihinin bizim gibi ülkelerde ne tür bir karşılığı olduğu üzerine bir soykütük çalışmasıyapmaya çalışmak için, günümüz iktidarının kendisineövgü kaynağı yaptığı Osmanlı tarihine bir göz atmamız gerekmektedir. Osmanlı devleti Balkanlar olmak üzere Anadolu’nun birçok kentinde çeteler üzerinden faliyetyürütmüş, bununla da kalmayıp suç örgütlerini kendi talimatlarıyla devlet kadrosu haline getirmiştir. İkinci Balkan Savaşı sırasında İttihat ve Terakki’nin görevlendirdiği ve daha sonra Teşkilat-ı Mahsusa’nın içinde yer alacak bir grup çeteci Batı Trakya Cumhuriyetini kurmuşlardır.  Ancak bu Cumhuriyet 29 Eylül 1913 tarihinde Bulgaristan ile yapılan antlaşma sonucunda ortadan kaldırılmıştır. Batı Trakya Cumhuriyeti’in ilgasından sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti bölgeye bazı kişiler göndererek çete faaliyetleri yürütmeye başlamıştır. Bu kişilerden en bilineni ise Silahçı Tahsin Bey’dir. Tahsin Bey üzerinden Bulgar çeteleri ile iş birliği içinde diğer devletler ve halklar üzerine faaliyette bulunulmuş, bir süre sonra İstanbul’a dönmek isteyen Tahsin Bey görevini layıkıyla yerine getiremediği için katledilmiştir. Bu hadise İttihat ve Terakki’nin Balkan savaşlarından hemen sonra bölgede etkinlik kazanmak için çeteler organize etmeye çalıştığını göstermektedir. Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki çete faaliyetleri Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurulmasından sonra bu teşkilata bağlanmış ve hız kazanmıştır. Balkan ve Rum halklarına yapılan operasyonların başında Mehmet Ali Bey, İsmail Hakkı Bey ve Halil Efendi gibi isimler yer almıştır. Bu çeteciler Balkanlardaki azınlık milletleri devlet talimatları ile katletmek üzere görevlendirilmişlerdir. Kendi tarihselliğini hegemonik bir unsur olarak inşa etme arzusu iktidarlar için çetecileri çok işlevli bir unsur haline getirmiştir. Bundan ötürü çeteler her dönemin muktedirleri için kullanışlı bir protez bacak işlevi görmüştür. Osmanlı devleti de kendi dışındaki halkları baskı altında tutmak için bugünün moda deyimiyle paramiliter güçleri kendi elleriyle beslemiş ve büyütmüştür. Osmanlı faşizmine direnen özgün halk kesimleri, farklılığı öcü olarak kodlamış bir geleneğin şiddetini çeteler aracılığı ile yaşamak durumunda bırakılmıştır. Bu haliyle devlet denilen ve tarihte birçok politik akım için kötülüklerin anası olarak görülen makinanın zorbalığını örgütleyen geniş bir kirli ittifaktan bahsedilebilir. Alevi isyanlarından, Kürt isyanlarına, her türlü katliamın başaktörü olan çeteler, alternatif dinamiklerin yok edilmesi işini Mustafa Suphileri öldürerek çok daha farklı bir boyuta taşımışlardır. Günümüze tesir eden yapı ise 1948’den sonra NATO üyeliğiyle başka bir evreye sıçramıştır. NATO Türkiye’de anti komünist propagandayı tahkim etmek için kilit bir takım özneler üretmiş, böylece yapılacak bir dolu katliamında öncüsü olmuştur.

Bu özne ırkçılığın Türkiye versiyonunu temsil eden Alparslan Türkeş’ti. Türkeş’in temel misyonu ülkede oluşacak Sovyet istilasına karşı devleti korumak ve buna uygun bir teşkilat yapısı inşa etmekti. Bu teşkilat devletin erişemediği noktalarda kendi faşist hukukunu işleterek gayri nizami bir harp yürütmekle görevlendirilmişti. Asker kökenli olan Türkeş, bunun sivil uzantısı olan MHP’yi kurarak İttihat ve Terakkiden beri oluşmuş soykırım şebekesinin yakıntarihteki metaforu haline gelmiştir. NATO’nun motive ettiği bir kurum olarak MHP ve Türkiye tarihinde birçok Alevi katliamının baş aktörü haline getirilen Türkeş, Çorum’dan Maraş’a bir dizi katliamın sorumluluğunu üstlenmiştir. Kısacası nerede sömürgeci faaliyete karşı direnenler varsa onları bertaraf etmek üzere harekete geçenler bunlardı. Susurluk kazasıyla başka bir dönemece giren çetecilik tarihselliği, şebekenin içindeki öznelerin sıradan olmayan karakterlerden de oluştuğunu ifşa etti. Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Tansu Çiller ve daha niceleri ülkenin birçok yüzü ak karakterinin faili meçhul cinayetlerle yok edilmesinin esas failleri olarak çetecilerle iş birliği içinde olmuşlardır. Uzunca süre örgütlenmiş bir yapının sonucu olarak ortaya çıkmış bir geleneği devralan, emperyalizmin imkanlarıyla beslenmiş kendine özgü faşistliğiyle devletin değişmez normu haline getirildiler. 12 Mart’ta ilan edilen adıyla ‘kontrgerilla’. Her devletin kendi daimi çeteleri vardı. Bundan ötürü Türkiye demokrasi mücadelesinin korku ve şiddet sarmalı dışında düşünülememesinin tarihini devlet-çete karanlığının içinden okumak daha bir anlamlı olmaktadır. Bugün de Tayyip Erdoğan aynımetodolojiyle anti demokrasi geleneğinin kahramanı haline gelmiş vaziyettedir. 2015 seçimlerinden sonra oluşturduğu korku iklimiyle Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere işçi/emekçi kesimler ve diğer cinsel kimlikte olan bütün ezilenleri tehtid ve şantajla yıldırmaya çalışmıştır. Uyuşturucu çetelerinin palazlanmasını sağlayarak devrimci mahalleleri dönüştürmek istemiş, bununla da yetinmeyip birçok devrimciye kurşun sıkılmasına neden olmuştur. Bu kurşunların hedefi olan Hasan Ferit Gedik Gülsuyu’nda çeteciler tarafından öldürülerek katledilmiştir. Bunun dışında Sur, Cizre ve Nusaybin’de yapılan hendek operasyonlarında kendi paramiliter çetelerini kullanarak birçok Kürt gencini katletmeye azmettiren Tayyip Erdoğan, kendi şeflik rejimini hakim kılmak için çetecileri ülke ilericilerinin üstüne sürmüş, yapılacak tüm itirazları çeteciler aracılığıyla susturmaya çalışmıştır. Devletin bir gerekliliği olarak bu yapılara ihtiyaç duyulmuş, çeteler ülkenin demokrasi güçlerini sindirmek için işe koşulmuştur.

Barış Akademisyenlerine karşı miting yaptırılıp kanlarını içeceğim diyen adam ‘korku iklimi yaratmak için bu görev bana verildi ve ben de yaptım’ demiştir. Böylece devletin Sedat Peker şahsındaçetecilerle olan örtük antlaşması bütün detaylarıylaaçığa çıkmıştır. Devlet denilen lağımın nasıl bir şey olduğunu devletin kadrolu bekçileri masalsı fragmanlarla anlatıvermiştir. Peki biz maruz kaldıklarımızla bildiğimiz bu masalı dinlemeye mecbur muyuz? Oluşturulmak istenen korku iktidarına karşıkendi neşemizi diğer inançlar ve halklarla buluşturmak için çabalamalı, yönetenlerin yönetememe krizini var gücümüzle büyütmeye çalışmalıyız. Türkiye halkları olarak imdat frenini çekmek için çete-devlet ablukasını dağıtmaktan başka şansımız kalmamıştır.

Cem ŞAHİN

 

 

 

 

Etiketler:

EN SON HABERLER

© 2020 İkrar Haber Ajansı Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.