Hoşgeldiniz  

Hünkar, Hakk’a yürüyüşünün 751. Yılında çeşitli törenlerle anıldı

İkrar-HA1 | 17 Ağustos 2022 | Alevilik, Dünya, Gençlik, Genel, Güncel Haberler, Manşet, Politika, Son Dakika A- A+

Hünkar, Hakk’a yürüyüşünün 751. Yılında çeşitli törenlerle anıldı

İKRAR – Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli, Hakk’a yürüyüşünün 751. Yılında gerçekleştirilen çeşitli törenler ile anıldı. Nevşehir’in Hacıbektaş İlçesinde Belediye ve Alevi kurumları işbirliğinde tertip edilen Organizasyona CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, çok sayıda Milletvekili, İl Başkanı ve Alevi kurumlarından yurttaşlar katıldılar.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Hacıbektaş programı ilk önce Dergah ziyareti ile başladı. Hünkar’a niyaz olduktan sonra Beştaşlar Cemevi’nin açılışına katılan CHP Lideri Kılıçdaroğlu ardından İBB tarafından gerçekleştirilen peyzaj ve projelerin açılışlarına katıldı. 

Akşam gerçekleştirilen organizasyonda Alevi kurumları adına ortak açıklamayı Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Dr. Haydar Baki Doğan gerçekleştirdi.

Sözlerine “Bugün Hünkar’ımızın huzurundayız. Hak Meydanında Cem olmaya, Akıl, Gönül ve Yol birlemeye geldik” diyerek başlayan Doğan, Hacı Bektaş Veli’nin felsefesine atıfta bulunarak şunları söyledi:

“Sadece Anadolu topraklarına değil, dünyanın evrensel değerlerine ilham olan Bilge İnsan, Aydınlanmanın Çerağı, Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin ocağındayız. Ondan beslendik, feyz aldık, öğrendik, onun yolunda ve onun öğrettiklerini gelecek kuşaklara aktarıyoruz.

Önce insan diyor Hünkarımız. Mutlu insan! Eşit insan! Tok insan! Eşit haklara sahip insan! Dört kapı kırk makamdan insani kamile yolculuk eden insan! Onun felsefesinde her şey önce insanla başlar ve insanla biter. Alevi-Bektaşi inancının güzelliği budur. Herkesi, insan, sevgi, muhabbet ve halka hizmet ile toplumsal barışa davet eden Hacı Bektaşi Veli “Okunacak en büyük kitap insandır”, “Benim Kabem İnsandır” diyerek insanı en yüce makama koymuştur.

13. yüzyılda Hacı Bektaş Veli gibi hümanist felsefeciler Anadolu’da karanlığa karşı aklın çerağını uyandıran aydınlanmanın öncüsü olmuştur. Hacı Bektaş Veli, insana hakikatin yolunu göstermek için “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyerek, ilim, irfan ve marifet sahibi olmayı öğütlemiştir.

Hünkarımız, ceylanla aslanı dost kucağında birleyip, “Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız!” diyerek, bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz toplumsal barış çağrısını ta 13. yüzyılda yapmıştır. Barış güvercini donunda savaşı ve şiddeti reddetmiş, barış düşüncesini savunmuştur.

Hünkarımızın huzurundayız. Asırlar, yıllar geçiyor. Ama Aleviler, yine bir Hacı Bektaş anma etkinliğine, eşit yurttaşlık hakkından mahrum başlıyor. Muharrem ayı içindeyiz. Ve geçtiğimiz günlerde Muharrem’de cemevlerimiz saldırılara maruz kaldı. Yaşamın her alanında uygulanan ayrımcılık, yok sayma ve inkardan kaynaklı mağduriyetlerimiz değişmedi ve her gün yaşıyoruz.

Cemevlerine saldırılardan dolayı birkaç kişinin tutuklanmış olması, gerçek faillerin yakalandığı ve bizlerin korunduğu anlamına gelmez. Uğradığımız her saldırının ardından göstermelik “gönül almalar” ve önceden hazırlanmış mizansenlerle yapılan cemevleri ziyaretlerine, artık kanmıyoruz. Tarihsel hafızamız, muktedirlerin bu göstermelik ve acı hakikatlerin üstünü örtmeye yönelik geleneksel tavırlarına da yabancı değildir.

Kerbela matemimizde cemevlerimize yapılan saldırılar yeni bir durum değildir.  Alevilere yönelik asırlardır süregelen inkar, ötekileştirme, dışlama, işsizleştirme, yoksullaştırma, asimilasyon ve sürgün politikalarının devamıdır. Bu saldırılar “birkaç meczup, kendini bilmez birkaç çocuk işi” diye geçiştirilemez. Çünkü Alevilere yönelik saldırı, linç, nefret söylemi ve ayrımcılık iklimini üreten, bizzat siyasi iktidarın ve devletin kendisidir.

Alevileri hedef alan saldırılara karşı çözümün adresi birkaç piyon tutuklamak değil, Alevilere yönelik sistematik ötekileştirmeye ve asimilasyona son vermekten, Alevi haklarını tanımaktan, Alevilerin eşit yurttaşlık talebini karşılamaktan geçer!

Hünkarımızın dediği gibi toplumsal barış, ancak “Adalet her işte, Hakk’ı bilmek”ten geçer. Biz Aleviler, toplumsal barışın ve ülkemizde normalleşmenin ancak eşit yurttaşlık haklarını güvence altına almaktan geçtiğine, anti-demokratik ve anti-laik iklim ve mezhepçi rejimin kurumsallaşmasına bir an önce son verilmesiyle mümkün olduğuna inanıyoruz!

Biz Alevi kurumları olarak, sadece kendimiz için değil, eşit yurttaşlık haklarından mahrum edilmiş tüm mağdur kimliklerin eşit yurttaşlık hakkına anayasal düzeyde kavuşmasını talep ediyoruz Bunu güvence altına almak için, Türkiye’nin laik, demokratik bir hukuk devleti haline gelebilmesi zorunludur.

Ayrıca demokratikleşmenin ve toplumsal barışın yolu, Aleviler başta olmak üzere Türkiye’nin tüm mağdurlarından alenen özür dilenmesinden geçer. Alevilere yönelik katliamlarla yüzleşilmelidir. Bunun ilk adımı olarak Madımak oteli utanç müzesi olmalıdır. Artık demokratikleşme ve toplumsal barış için değişimden kaçış yok. Bundan ısrarla kaçanlara Alevilerin sandıkta gereken dersi vereceğinden kimsenin şüphesi olmasın!

Kuşkusuz ki yaşamakta olduğunuz sorunlar, bu 20 yıl içinde başlamış değil. Selçuklu ve Osmanlı dönemleri, bizi katledip sürerek Anadolu’nun Alevi çoğunluklu nüfus bileşimini ortadan kaldıran tam bir vahşet dönemleriydi.

Aleviler her daim toplumsal barışa hizmet etmek için, laiklik, demokrasi, hukukun evrensel değerleri, ilkeleri ve sosyal hukuk devletine dayalı bir cumhuriyet için mücadele etmiştir. Cumhuriyeti ileri taşımak, demokratikleştirmek ve tam anlamıyla laikleştirmekten yana tutum almıştır.

Tarihte Alevilerden kaynaklanan hiçbir sorun yaşanmamış ama Aleviler kimliklerinden, inançlarından ve kültürlerinden dolayı katliamlara maruz kalmıştır. Huzurunda bulunduğumuz Hünkarımızın Serçeşmesi bu zihniyet sonucu yasaklandı. Dergâhlarımız kapatıldı ve devletçe işgal edildi!

Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevileri Sünnileştirmek misyonunu tüm hızıyla sürdürmekte! Cemevlerimizin ibadet yeri olarak tanınması yerine, “cümbüş evi” denilerek aşağılanıyor ve Alevilere cami dayatılıyor. Devlet Alevilere ve Aleviliğe bir inanç ve kimlik olarak değil, güvenlik sorunu olarak bakıyor. Ne yazık ki Alevi nüfusunun yoğun olduğu Dersim, Ortaca, Malatya, Maraş, Erzincan, Çorum, Sivas ve Gazi’de katliamlara uğradık.

Yani hiçbir dönemde bu ülkenin eşit yurttaşı kabul edilmedik! Asimilasyondan, nefret söyleminden ve ayrımcılıktan kurtulamadık! Aleviler bu ülkede her gece tedirgin yatıyor! Kendi ülkemizde güvenli yaşam hakkından yoksun bırakıldık. Her katliam devletin denetiminde ve gözü önünde yaşandı! Her katliamda gerçek suçlular açığa çıkarılmadı! Tutuklananlara cezasızlık ilkesi uygulandı! İnsanlığa yönelik suçlar Sivas katliamında olduğu gibi zaman aşımına uğratılıp, “hayırlı olsun” denildi! Alevilik asırlardır yasaklı bir inanç ve kimlik haline getirildi” ifadelerini kullandı.

Alevileri asimile etmeyi hedefleyen devletin tutumu hiç bir dönemde, bu dönem de olduğu kadar gözü kara ve ideolojik bir hal almadı! Son yirmi yıldır Diyanet İşleri Başkanlığı her alana müdahale eden dinci, mezhepçi ve siyasi bir kurum gibi çalıştı. Eğitim sistemi mezhepçilik ekseninde kurumsallaştı! Okullar adete mescit, öğretmenler imam, öğrenciler kul haline getirildi!

Çünkü eğitim tümüyle laiklik, bilimsellik ve demokratik özelliklerinden arındırıldı! Ebussudların ve mezhepçi devletin ideolojik aklı haliyle, eğitim sistemi tümüyle dinselleştirildi! Seçimler yaklaşıyor ve Alevi oyları kıymete bindi. İktidar partisi cemevlerini dolaşıyor.

Türkiye’de ve Avrupa’da Alevilerin tek temsilcisi Alevi kurumlarını muhatap kabul etmiyorlar. Acaba bu çatı kurumlarını devre dışı bırakıp, onlara bağlı kişiler üzerinden sadaka dağıtarak, Alevileri kazanabilir miyiz derdine mi düşmüşler?

Buradan sesleniyoruz! Sadaka karşılığı satılık oyumuz da yok! İnancımız da! Cumhurbaşkanının cumartesi günü Hacıbektaş’ta yaptığı konuşmada, ne yazık ki, Alevi toplumunu kendi içinde bölüp çatıştırmayı hedefledi.

Bu yaklaşım Alevi çalıştaylarında da kullanılmış, ancak kabul görmemişti. Alevileri birbirine düşüremeyecekler! Biz Alevi Kurumları, binlerce cemevi, dedesi, anası, dede babası, piri, hak aşığı, aydını, akademisyeniyle milyonlarca Alevi can, eskisinden daha fazla iri, diri ve biriz!

Size Alevileri böldürmeyeceğiz. “El ele el Hakka” düsturuyla haklarımız için, farklılıklarımızla bir arada yürüyeceğiz! “Yol bir sürek bin bir” şiarıyla Aleviliği tektipleştirmeyeceğiz!  Tüm kurumlarımızla Alevilerin hak ve talepleri için el ele, omuz omuza yürümeye, akıl ve gönül birlemeye ikrarlıyız! O nedenle Alevileri içten bölmeye çalışanlara ve buna içerden zemin sağlayanlara fırsat vermeyeceğiz. Alevi inancını ve değerlerini sadakalara peşkeş çektirmeyeceğiz!

Alevi sorunu bir maddi yardım sorunu değildir! Maddi taleplerle Alevileri ve cemevlerini siyasal İslamcı politikalara yakınlaştırmaya çalışanlara izin vermeyeceğiz! Alevi toplumunun ulaştığı örgütlenme ve bilinç düzeyine ve milyonları kucaklayan çatı kurumlarına rağmen, Alevi taleplerinin üzerini sadakalarla örtmek artık beyhude bir çabadır.

Alevi toplumunun hükümetten ve Cumhurbaşkanından beklentisi nettir; İçimize oynamak değil, farklı kanatlarımızın ortak mutabakatıyla oluşturulmuş olan ortak taleplerimizin karşılaması, 85 milyon insanıyla anayasal hak ve yurttaşlık eşitliğimizin sağlanmasıdır. Burada bir kez daha ilan ediyoruz ki, betonla, çimentoyla, içimizden ayartılacak olanlara sağlanan dünyalıklar uğruna inancımızla oynanmasına, taleplerimizin saptırılıp geçiştirilmesine izin vermeyeceğiz. Bilinmeli ki güdülen bu yol yol değil.

Ayrıca AKP iktidarı ve devlet kurumları Aleviliği tanımlama sevdasından vazgeçmelidir. Anayasal, laik ve demokratik bir devlete düşen görev, yurttaşlarının inancını tanımlama, onlara kimlik dayatma, onları formatlamaya çalışmak değil, onların kendilerini tanımlama hakkına saygılı olmasıdır.

Alevilerin sorunlarının çözümünün olmazsa olmaz adımı hak ve taleplerimizin karşılanmasından geçiyor. Alevilerin vergisiyle 100 bin camiye, 140 bin imama, 5 bin İmam Hatip okuluna, 20 bin Kuran Kursuna, 115 İlahiyat fakültesine, 70 bin kişilik Din Öğretim Genel Müdürlüğüne, kamu bütçesine milyarca dolar aktaran devlet, bin 585 cemevi ziyaret edilip, toplam 8 bin 740 talep belirlendiğini ve bunun 5 bin 600’ünün karşılandığını anlatması trajikomik bir durumdur.

Özetle ifade edecek olursak,

Alevilerin AKP hükümetinden 8 bin 740 talebi yok! “Cemevi temeli atın” talebi de yok! Aleviler sadaka istemiyor. Hak istiyorlar. Kabul görmek istiyorlar. Çimento, tuğla, demir dilenmiyorlar. Biz 2009 yılında da AKP’nin 7 Alevi çalıştayında taleplerimiz dile getirmiştik! Tek bir ana talebimiz vardır; Eşit yurttaşlık ve eşit haklar!

Ayrıca;

  • Cemevlerimizin ibadethane olarak tanınmasını,
  • AİHM kararlarının uygulanması, zorunlu din dersinin kaldırılmasını,
  • Alevilere ait Dergâhların bizlere iade edilmesini,
  • Madımak otelinin utanç müzesi olmasını,
  • Kamu hizmetlerine erişim ve kamu kurumlarına istihdam süreçlerinde Alevilere yönelik ayrımcılığa son verilmesini talep ediyoruz!

Bu taleplerimizin özgürlükler ve demokrasiden yana olan tüm siyasi partilerin programlarında yer alması beklentimizi de yüksek sesle dillendirmek istiyoruz. Bu taleplerimizin kabul edilmesi 2. Yüzyılına girecek olan laik ve demokratik Cumhuriyete olan umutlarımızı arttıracaktır.”

HABER MERKEZİ

 

 

Etiketler:

EN SON HABERLER

© 2020 İkrar Haber Ajansı Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.