Hoşgeldiniz  

Merkez Bankası’nın çekirdek enflasyon vurgusu ne anlama geliyor?

İkrar-HA1 | 16 Eylül 2021 | Dünya, Genel, Güncel Haberler, Manşet, Politika, Son Dakika A- A+

Merkez Bankası’nın çekirdek enflasyon vurgusu ne anlama geliyor?

İKRAR – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu, Çarsamba günü yaptığı konuşmada TCMB’nin odağının manşet enflasyondan çekirdek enflasyona kaydığı sinyalini verdi.

Şüphesiz ki her merkez bankası çekirdek enflasyonu yakından takip eder. Çekirdek enflasyon, gıda ve enerji gibi merkez bankası tarafından doğrudan kontrol edilemeyen kalemlerin manşet enflasyondan çıkarılmasıyla elde edilir. Merkez bankalarının performanslarını daha iyi değerlendirebilmelerine ve manşet enflasyondaki kalıcı trendleri görebilmelerine yardımcı olur. Ancak bu durum merkez bankalarının çekirdek enflasyonu hedeflemesi anlamına gelmez.

Eski ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Janet Yellen’in bir basın toplantısında vurguladığı gibi, satın alma gücünü belirleyen enflasyon manşet enflasyondur. Merkez bankasının görevi de fiyat istikrarını sağlamak sureti ile satın alma gücünü koruyabilmek olduğundan manşet enflasyonun hedeflenmesi daha uygun görülür.

TCMB’nin teorik bir gerekçe ile çekirdek enflasyon vurgusuna geçtiğini zannetmiyorum. Bu adım daha ziyade siyasi baskılarla faiz indirimine zorlanan bir merkez bankasının çekirdek enflasyonda gözlenen düşüşü öne sürerek faiz indirimine “bahane araması” olarak yorumlanabilir.

Dünkü konuşma sonrası TL’de gözlemlenen ani değer kaybı, vaktinden erken gelecek bir faiz indirimi beklentisinin piyasalarda yarattığı bu rahatsızlığı yansıtıyor.

Çünkü manşet enflasyonun yüzde 19’u geçtiği bir ortamda gelecek faiz indirimi, hafta başında OVP’de açıklanan yüzde 16’lık sene sonu enflasyon tahminini bile tehlikeye sokar.

Bir kez daha, siyasi baskılarla köşeye sıkışmış bir merkez bankasının piyasaları ürkütmemek adına ikna edici olmaktan uzak, makroekonomik temelleri zayıf bir iletişim hamlesine şahit oluyoruz.

Merkez bankasının bu tür açıklamaları kredibilitesini daha da sarsıp ileriye yönelik enflasyonist riskleri artıran talihsiz çabalar olmaktan öteye gidemiyor.

Yıpranan bu kredibilite TCMB’nin “kötü merkez bankası” örneği olarak gösterilmesine sebep oluyor.

Çok değil yaklaşık iki ay önce Fed Başkanı Jerome Powell’ın 15 Temmuz’da ABD kongresinde yaptığı sunumda Senatör Neely Kennedy şöyle dedi:

“Baskılara karşı durun. Pek çok kişi sizden sosyal politikalara, kültürel olaylara ve Fed misyonu ile ilgisi olmayan ekonomik politikalara müdahil olmanızı isteyecektir. Bu dünyanın her yerinde oluyor. Merkez bankacılığı sisteminin tamamen politize olduğu Türkiye gibi olmamıza izin vermeyin. “

Merkez Bankası’nın politize olması neden kötü?

Senatör Kennedy’nin de ifade ettiği üzere, merkez bankası üzerindeki baskılar sadece Türkiye’ye has bir olgu değil. Türkiye’ye has olan durum, siyasi baskılara ilave olarak merkez bankasının da bu baskılara direnç gösteremiyor oluşu.

İşte bu nedenle TCMB, kötü merkez bankası örneği olarak gösteriliyor.

Şekilde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eski ABD Başkanı Donald Trump’ın kendi ülkelerinin merkez bankalarına yaptıkları faiz indirim çağırıları yer alıyor.

Bloomberg arşivlerinde yer alan haberlerin taranmasından derlenen bu veri, 2011 sonrası görevde bulundukları her senede iki siyasi liderin faiz indirimi çağırısı içeren demeç sayısını gösteriyor.

Bu demeçleri siyasi baskının yoğunluğuna işaret eden bir gösterge olarak düşünürsek, siyasi baskıların Türkiye’ye özel bir durum olmadığını görebiliriz.

Özellikle de Trump’ın başkanlığının ikinci yarısında Fed’in de ciddi siyasi baskıya maruz kaldığını söyleyebiliriz.

Trump döneminde ciddi siyasi baskıya maruz kalsa da Fed’in oturmuş kurumsal bağımsızlığı bu durumdan etkilenmemiş görülüyor.

Her ne kadar 2019 yılında gelen faiz indirimleri Trump’ın baskıları ile aynı döneme denk gelmiş olsa da, bu indirimlerin Fed’in kendi iradesi ile alınmış kararlar olması ihtimali kanımca çok daha yüksek.

Çünkü eğer bu indirimler ekonomik temellerden uzak ve salt Trump’ı memnun etmek için alınmış kararlar olsaydı o zaman ekonominin ısınıp yaklaşık 12 ay içinde enflasyonist baskıları tetiklemesi gerekirdi.

Oysa 2020 sonundaki manşet PCE enflasyonu sadece 1,2 olup Fed’in yüzde 2’lik hedefinin neredeyse yarısına denkti. PCE enflasyonu, ABD’de hanehalklarının tükettiği mal ve hizmet fiyatlarındaki değişimleri göz önüne alan bir gösterge.

Bu nedenle, eğer Fed eleştirilecekse siyasi baskıya boyun eğdiği için değil, bilakis yeterince faiz indirimine gitmediği için eleştirilebilir belki.

Ama eğer faizleri sıfıra çekseydi o zaman da pandemiye geleneksel politika aracını tüketmiş olarak girecek ve hemen miktarsal genişlemeye gitmek durumunda kalacaktı.

Türkiye’de durum Fed’den çok farklı. Bizde 2011 sonrası dönemde giderek artan siyasi baskıların enflasyon ve merkez bankası kredibilitesi üzerinde ciddi bir bedeli olduğunu görüyoruz.

Bu dönemde artan siyasi baskılar paralelinde enflasyon giderek hedeften uzaklaştı. Buna karşılık enflasyon pahasına büyüme zorlaşırken yeni istihdam yaratılamaz oldu.

Yine eski Fed başkanlarından Ben Bernanke’nin 2010 yılındaki bir konuşmasında dediği gibi, merkez bankası bağımsızlığının olmaması uzun vadede daha çok enflasyon yaratırken bu enflasyon karşılığında üretim ve istihdam yaratılamıyor.

Etiketler:

EN SON HABERLER

© 2020 İkrar Haber Ajansı Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.